

'Seçmeli ders Kürde hakaret'
Ömrünün 17 yılı cevaezlerinde geçiren, Türkye'de yayınlanmış 36 kipabından 32’si yasaklanan, Türkye'de ve bölgede yaşanan Kürt sorunu hakkında ve Kürt toplumu üzerinde sosyolojik araştırmalar yapan Sosyolog İsmail Beşikçi, Kürt açılımı konusu ile ilgili PNA'nın sorularını yanıtladı.
Şoreş Serbest'in yaptığı İsmail Beşikçi Röportajını olduğu gibi yayınlıyoruz:
Türk yönetimini yılardır süren inkar politikalarından vazgeçmeye iten, Türkiye’de Kürt açılımı ismiyle başlayan ve Demokratik açılım olarak değiştirilen bu sürece devletin siyasi kanadının karar vermesindeki temel etmenler nelerdir.?
KÜRTLERİN KAZANIMLARI HEP FİİLİ KAZANIMLARDIR
Kürt açılımı, daha sonra demokratik açılım, daha sonra da milli birlik projesi dendi. 25 yıldır devam eden son Kürt savaşında, devlet, devletin, üniversite ve yargı gibi temel kurumları çok yara aldı. Kurumlar çürümeye yüz tuttu. Bunların tedavisi için belirli bir demokratikleşme gerekiyordu. Bu gerçekleştirilmeye çalışılıyor.
Şüphesiz şu da önemli. Kürt sorunu veya Kürdistan sorunu Türkiye’nin en önemli sorunudur. İç politikayı, dış politikayı, ekonomik ilişkileri belirleyen, yönlendiren en önemli, sorun Kürt sorunudur. İnkar ile, imha ile, asimilasyon uygulamaları ile bir yerlere varılması, yani tek tip adam yetiştirilmesi artık mümkün değildir. Belirli bir çözüm kendisini dayatmaktadır. Burada gözetilen birinci amaç, Kürtlerin demokrasi isteklerini, özgürlük isteklerini, barış isteklerini karşılamak değildir. Birinci amaç, devletin kırmızı çizgilerini koruyarak, Kürtlere, asgari düzeyde haklar tanımaya çalışmaktır. Uzun vadede bunun da Kürtlere bir yararı alacağı söylenebilir. Zaten Kürtleri kazanımları hep, fiili kazanımlar olmaktadır.
Sürecin şu an ulaştığı seviye göz önünde bulundurulursa, çözüme varılabilir mi?
HÜKÜMETİN TAVRI OLUMLU
Kısa zamanda bir sonuç alınacağı kanısında değilim. Şu sırada önemli olan, sorunun, adıyla-sanıyla konuşuluyor, tartışılıyor olmasıdır. Basında da konuşmalar, tartışmalar sürmektedir. Kanımca hükümetin tavrı olumludur. Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, tavrı olumludur. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tavrı da olumludur.
Türkiye’de özellikle Kürt tarafında ciddi beklentiler oluşmuş durumda. Eğer bu açılım halkı tatmin etmez veya sonuçsuz kalırsa, bunun toplum ruhunda yaratacağı etkiler ne olacak?
Bu yeni bir durum değildir. Bu süreçten ciddi bir sonuç alınamaması, yoğun bir hayal kırıklığı yaratmaz. kanısındayım. Bu zikzaklı gelişmelerden Kürtlerin bazı kazançlar elde edebileceği de söylenebilir.
Muhalefet partileri ve ordunun karşıtlığının sürece olan olumsuz tavrı, Türk tarafındaki tepkiselliği artırmada ne tür etkileri olur?
Muhalefet partileri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) açılım sürecine karşı çıkıyorlar. Ordunun da bireysel haklara evet demesine rağmen süreci benimsemediği söylenebilir. Ama, hükümetin kararlı davranması süreci ileri götürebilir. Hükümetin kararlı olduğu kanısındayım.
AKP hükümetinin askerin yönetimdeki rolünü azaltma konusunda bir başarısı söz konusu mu? Özellikle MGK toplantısında Kürt açılımına devam kararı çıkmıştı, ancak sonra askerin çok sert açıklamaları gelmeye başladı, bu zıtlık neye bağlanabilir?
Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, askerin siyasal hayat üzerindeki etkisini azaltmaya çalışıyor. Bunu yavaş yavaş gerçekleştirmeyi hesapladığı kanısındayım. Ordunun, açılım politikasına bireysel haklar seviyesinde onay verdiği söylenebilir.
Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Kürt sorunu çerçevesinde Suriye ile yaptığı görüşmenin çözüme bir katkısı olacak mı? Aynı zamanda gelecek ay Erdoğan İran ve Irak’a ziyarette bulunacak, bunun Kürt açılımıyla bir bağlantısı var mı?
Sözünü ettiğiniz dört hükümet, her zaman, Kürtleri engellemek, Kürt sorununu yaygınlaşmasını frenlemek için toplantılar yaparlardı. Bu niyetlerinde bir eksilme olduğu kanısında değilim. Örneğin Suriye, açılımı daraltmak için çalışıyor olabilir. Bütün bunlara rağmen Kürtlerin fiili kazanımlarının arttığı, kazanımların perçinlendiği de görülmektedir.
DTP’nin sürece karşı yaklaşımı ve katılım noktasındaki aktifliğini nasıl buluyorsunuz? yada DTP bir Kürt partisi olarak rolünü yerine getire biliyor mu?
DTP’NİN MUHATTAP ÖCALAN DEMSİ YANLIŞTIR
Demokratik Toplum Partisi açılım sürecinde aktif olarak faaliyet yürütüyor. Hükümetle, sivil toplum kurumlarıyla, Kürt halkının çeşitli kesimleriyle görüşüp politikalar oluşturmaya çalışıyor. DTP çözüm konusunda kendisi konuşmalıdır. “Muhatap Öcalan’dır “ demesi doğru değildir. Bilakis, Öcalan, “muhatap DTP’dir” demelidir.
Abdulah Öcalan, yapmış olduğu bir açıklamada, “ süreçte gereken rolü oynamam için bana olanak sağlanmalı” demişti. Bu süreçte Abdullah Öcalan nasıl bir rol üstlenebilir?
HÜKÜMET DTP VE PKK İLE GÜRÜŞMELİ
Kürt açılımının başlıca iki yönü var. Kürt sorunu, devletin inkar, imha, asimilasyon politikalarından kaynaklanıyor. Devlet bu politikadan geri adım atıp özgürlüklerin gelişmesini sağlayabilir. Bu sorunun birinci yönüdür. Hükümetin bu konuda kimseyle, herhangi bir kurumla görüşmesi gerekli değildir. Sorunun ikinci yönü PKK ile ilgilidir. Hükümet bu konuda, Demokratik Toplum Partisi’yle, PKK’yle görüşmesi gerekir.
Türkiye 30 yıldır PKK ile savaşıyor ve PKK halen yerinde duruyor. Bu konuda Kürdistan bölge sınırlarına operasyon için tezkerenin uzatılması söz konusu. Bir yandan operasyon diğer yandan Kürt açılımı. Bu tezat durum nasıl değerlendirilebilir çözüm samimiyeti konusunda?
Kürtlere ilişkin gelişmeler böyle tezatlarla dolu. “ Özgürlükleri, demokrasiyi geliştirelim” derken bile, kısıtlamalar, engellemeler daha belirleyici oluyor. Ama, kanımca kazanımlar da fiili olarak pekişiyor.
Kürdistan Bölge Yöneticileri sürekli olarak bu sorunun siyasi bir sorun olduğunu ve silahla çözülemeyeceğini dilendiriyorlar ve Türkiye’den bir genel af çıkarmalarını, PKK’dende silah bırakmasını istiyorlar. Fakat AKP hükümeti genel bir af çıkartmaya yanaşmıyor. AKP neyin peşinde?
ORDU BELİRLEYİCİDİR
Bu konuda, ordunun görüşü daha belirleyici ve yönlendirici. Hükümet bir şeyler yapmaya çalışıyor. Askeri fazla rahatsız etmeden süreci ilerletme gayreti içinde.
Türkiye şu an yürüttüğü demokratik açılım siyasetiyle ulusal olan Kürt sorununu, demokratik bireysel haklar seviyesine indirgeme hesapları içinde olabilir mi?
MECBURİ EĞİTİM İSTENMELİ
Devlet, hükümet, Kürtlerin haklarını bireysel haklar seviyesinde tutmak istemektedir. Planlar, projeler, buna göre yapılıyor kanısındayım. “Seçimlik dersler”den söz edilmektedir. Kürtçe’nin “seçimlik ders” kategorisinde değerlendirilmesi, 20 milyonu aşkın Kürt halkını ve Kürtleri aşağılamaktadır. Kürtler elbette kolektif hakları savunmalıdır. Kürtçe eğitimi, hatta Kürtçe mecburi eğitimi savunmalıdır.
Kürdistan Bölge Yönetimi bu süreçte nasıl bir politika izlemeli? Sürece katılım noktasındaki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
KÜRTLER KERKÜKTE ISRAR ETMELİ
Devlet, Kürdistan Bölge Yönetimi’ni, PKK ile çatıştırmayı çok istedi. Kürdistan Bölge Yönetimi devletin bu isteğini karşılamadı. Bu tutum kararlılıkla sürmelidir. Kürt sorunu, devletin, inkar, imha, asimilasyon politikalarından dolayı bir sorundur. Türkiye, Kürtlerin temel demokratik haklarını tanıyarak bu konuda geri adım atmalıdır. PKK bu inkar, imha, asimilasyon politikalarından dolayı oluşmuştur. PKK bir sonuçtur. Devlet PKK sorununu da çözmelidir. Bu da Demokratik Toplum Partisi’yle PKK’nin bizzat kendisiyle görüşülerek çözülebilecek bir sorundur. Kürtler, Kerkükte de seçimlerin yapılması ve 140. maddenin işletilmesi konularında ısrarlı olmalıdır.
Kürdistan Federal Bölgesinin, 2003’ten sonra ABD’nin bölgeye gelmesiyle başlayan ve tüm dünya tarafından resmi olarak kabul edilen konumunun Türkiye üzerindeki etkileri nelerdir?
Federal Irak düşüncesini, bu düşünceyi yaşama geçiren Irak anayasasını, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni Türkiye hiç içine sindiremedi. Hatta bu gelişmeleri bozmak için çok çaba sarfetti. Fakat bunda başarılı olmadığı anlaşılıyor. O zaman, “Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni tanıyıp ilişki kurmak, ekonomik ilişkileri geliştirmek, daha elverişlidir..” noktasına gelmiş olabilir.
Türkiye Hewler’de konsolosluk açmayı planlıyor. Bunun mevcut ekonomik bağlantıları göz önünde. Ancak bu kararın demokratik açılımla da ilgisi olabilir mi?
Türkiye’nin Hewler’de konsolosluk açacağı da söyleniyor. Bunun da “açılım” planlarıyla, projeleriyle ilgili olduğu söylenebilir.
Sizin Türkiye’de Kürt sorununa dönük çözüm öneriniz nedir?
Kürtler, “çözüm” konusunu çok konuşuyor. Kürt sorununun, Kürdistan sorununu temel niteliğini ise hiç konuşmuyor. Çözülecek olan sorun nedir? 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde ne oldu? Kürtlerin başına nasıl lanetli bir çorap geçirildi? Bu konulara da bakmak gerekir.
* PNA'da yayınlanan röportaj Yüksekova Haber tarafından tekrar dizayn edilerek yayınlanmıştır.














