

Kaybettirdiğin zaman aşkına
Bilirim,
hele bir düşmeye gör hasretin hâlisine,
hele bir de tam okka dört yüz dirhemse yürek,
yolu yok, Don Kişot'um benim, yolu yok,
yel değirmenleriyle dövüşülecek.
(1947 / Nazım Hikmet)
Kendimi Donkişot gibi hissediyorum. Hani büyük aşkı Dülsinya'sına kavuşmak için maceralara atılan, yel değirmenleri ile savaşan, kendini kahraman sanan; Cervantes'in kitabının başkarakteri gibi
Karşısına çıkan her engeli düşmana benzeten, Dülsinya'sına ulaşmak için elinden geleni ardına koymayan deli Don Kişot gibi
Gerçek hayatta deli olan ben ve Don Kişot muyuz acaba? Sadece O ve benim karşıma mı çıkıyor bu engeller? Yoksa ben gerçekten deli miyim? Peki, akıllı olan kim? Sen mi?
Yok, ben büyütüyor olamam. Benim karşıma da çıkıyor engeller. En büyük engelim sensin ya, neyse. Belimi büktüklerini, sesimi kıstıklarını, kolumu kanadımı kırdıklarını hissediyorum bu engellerin. Ben yaratmıyorum onları, arkadaşım Donkişot gibi kendi kafamdan. İnan toparlanmaya çalışıyorum her seferinde, uzatıyorum elimi sana doğru, çok uzakta olmalısın ki tutamıyorsun beni
Çekemiyorsun sana doğru.
Don Kişot aşamamıştı ama, ben aşıyorum yel değirmenlerini, yeniyorum birer birer tüm engelleri. Ya da aştığımı, yendiğimi sanıyorum belki. Atlıyorum bir otobüse, gitmem gereken yüzlerce kilometre yol var biliyorum, mevsim kış, yolun yarısında kar kapatmış yolları. Olsun diyorum, olsun, ben yolda olayım da varsın kar, yel değirmeni gibi önümde dursun, kapatsın yolumu, hiç erimeyecek sansın kendini
Yolculuk boyunca seni düşünüyorum. Oraya vardığımda bıraktığım gibi bulacak mıyım seni? Keşke ufacık bir şey olsaydın da sen, oradan ayrılırken kapatsaydım seni bir çekmeceye. Ve döndüğümde her şeyi yerli yerinde bulabilseydim. Ya da giderken seni de alıp cebime koyabilseydim, özledikçe cebimden çıkarıp öpebilseydim keşke
Bak yine delirmeye başladım galiba, yine yitiyor aklım sen girince içine
Hayat sana kavuşmamam için en başta seni, sonra karı çıkartıyor karşıma. Sen de gelme diyorsun biliyorum, gelme, beklemiyorum seni diyorsun ama, geliyorum işte. Elimde 4 dakikalık bir kum saati ile hem de. Hani tüm zamanımız birlikte geçsin diyerek almıştık seninle. Yine zamansız geliyorum biliyorum, ama deliyim ya ben, elimde yitirdiğimiz zamanı getiriyorum. Deli deli düşünüyorum yine. Seni ne kadar görebileceğimi, daha doğrusu görüp göremeyeceğimi bile bilmiyorum. 4 dakikalık kum saatini kaç kez ters çevirebileceğim acaba yanında? Ve sana anlatabilecek miyim, senden ayrı geçen kum saatinin her bir kum tanesinin ömrümden neler çalıp götürdüğünü?
Niye açılmıyor bu yol diye düşünüyorum. Don Kişot nerede acaba? Beni bir O anlar galiba, kalan yolu yürüyerek mi gitsek?
İniyoruz arabadan, elimde kum saati, yanımda arkadaşım Don Kişot. Yürüyoruz sana doğru. O'nun Dülsinya'sı sizin orada oturmuyor ama, o bir kahraman, bana yardım ediyor. Gülüyorum.
Uzaklardan bomba sesleri geliyor, yine bir yerleri vuruyor; karı kırmızıya, gökyüzünü siyaha boyuyorlar. Ah diyorum, ah, bizim düşlerimiz, gözlerimiz niye hiç maviye çalmıyor? Korkuyorum.
Ne kadar yürüdük bilmiyorum. Yolun bilmem kaçıncı kilometresinde çığ düşüyor üzerimize. Ben şimdi çığın altından yazıyorum sana. Yalnız kar değil, yaşam çökmüş sanki üstüme. Beni anlayabildiğini sanmıyorum, son kez çeviriyorum kum saatini, oturtuyorum karın üstüne
Kar bizim üstümüzde
Ağlıyorum.
Düş bu ya, nasıl oldu bilmiyorum, kum saatinin üçüncü dakikasında çıkıyoruz karın altından
Kalan o 1 dakika içinde de vazgeçiyorum gelmekten; yoldan, kardan korktuğumdan değil. Gelmemi istememenden
Don Kişot'u da, kum saatini de alıp geri dönüyorum
Bir dahaki sefere canım, bir dahaki sefere istesen de, istemesen de yanına geleceğim. Biliyorum.
Susarak Özlüyorum
Elif Mutlu
![]()













