Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
23 Eylül 2007 / 14:20

Güneye Yolculuk (10)

Onlar tüm dünyayı kendilerine düşman ve bir tek kendilerini dost sanırlar…Oysa ki hepimiz dünya ailesinin üyeleriyiz...

Yine güneydeyim ama bu güney deniz ortasında bir ada… İngiltere'ye vize almak için, Kıbrıs'a uçmaya karar verdik.

 

Uçaktaki pencereden yer küreyi seyrederken kafamdaki Kıbrıs'ın gerçek Kıbrıs'la ne kadar örtüşeceğini düşünüyordum. Kara görünmeye başlayınca önce dağlar, hemen sonrasında Kıbrıs düzlüğü ve karşı kıyının ufukta göründüğünü fark ettim.

 

Ne kadar da küçükmüş meğer…

 

Beş parmak dağlarından güneye bir adımlık yol mesafede karşı kıyı…

 

Beşparmak dağları, Magosa, Girne, Maraş ve Lefkoşe… Duyduğumuz ama görmediğimiz yerlerdi. Şimdi ise yukardan görebiliyorum ama, bendeki Kıbrıs daha büyük ve ulaşılmaz gibiydi. Olsun yine de güzel gözüküyor, mesafelerin kısa olması gezmek için kolaylık sağlar.

 

Yere indiğimizde Van hava alanına inmişiz gibiydim. Kıbrıs'ı gözümde büyütmüşüm meğer…

 

Ercan hava alanı düşündüğümden de küçüktü. İşlemler bitince dışarıda bekleyen taksilerden birine bindik ve Lefkoşe'ye yola koyulduk. Taksi sürücüsüne “Taksi dışında toplu taşıma araçları yok mu?”dediğimde: “Burada topu topuna üç yüz bin kişi yaşıyor, hem gerek yok, çünkü her taraf birbirine çok yakın…”demişti.

 

Yolda ilerlerken televizyon ve gazetelerden tanıdığımız Beşparmak Dağlarını ve yol civarındaki savaş izlerini ilgiyle seyrettim. Bu küçük toprak parçasından hoşlanmıştım galiba… Gever düzlüğünü hatırlatmıştı bana, binalar iki ya da üç katı geçmiyordu. Sanki bizim oralardaydım gibi bir hisse kapıldım. Kızım da aynı şeyleri düşünmüş meğer…

 

Etrafı seyrederek kısa sürede Lefkoşe'deki otele vardık.

 

 

Akşam üstüydü, ancak etrafı tanımak için dışarı çıkıp dolaşmaya karar verdik. Bulunduğumuz  caddeyi batıya doğru yürürken, kızım bana: “Kıbrıs da bizim oralar gibi erkek egemen bir toplum gibi gözüküyor, etrafta hiç kadın yok, erkekleri de bizim doğunun erkekleri gibi kadınları rahatsız edici bir şekilde göz hapsinde tutuyor.”dedi. Haklıydı çünkü Kuzey Kıbrıs'taki halkı biçimlendiren kültürel değerlerle bizimkiler aynıdır. Kadın ve erkek arasındaki farklılık din ve töre sürecinde erkeği egemen, kadını ise şehveti besleyen bir hizmet aracı olarak algılamaya neden olmaktadır. Üstümüze yazılan senaryolar ve yapılan filmlerin hikayeleri erkek egemenliği ve kadının dramına dayandırılıyor. Kimi zaman çok abartılsa da bu dizi filimler, genel anlamda doğru mesajlar taşır acı da olsa bu bizim realitemizdir. Bizim derken az gelişmiş toplumların demek istiyorum. Geri kalmış ülkelerde durum daha da vahimdir. Kadının -modern anlamda-  henüz iş yaşamına aktif olarak girmediği toplumlarda sadece cinsel obje olarak görüldüğü tartışılmaz bir gerçektir. Kadına, çocuk doğuran, evine, eşine ve işine bağlı bir hizmetçi rolü yüklenmiştir. Ama aynı zamanda aşka konu olan ve aşka sebep olan, üstüne şiirler yazılıp şarkılar okunan bir sembol.

 

Nazım HİKMET şöyle anlatıyor bir şiirinde kadınları:

………….

“Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
….
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,”…….

 

 Magosa - Kilisecami 

Kısacası erkek egemen toplumlarda kadının rolü erkek tarafından belirlenmiştir. Kıbrıs da Türkiye'nin -kültürel anlamda- bir parçasıdır. Dolayısıyla Anadolu'da kadın neyse Kıbrıs'ta da öyledir.

 

Bu arada yol boyunca yanımızdan geçenlerin konuşmalarından Kıbrıs Türk'ünün kendine özgü bir Türkçe ile konuştuklarını fark ettik. Bizim gibi boğazdan konuşuyorlardı.

 

Meraklı bakışlar ve değerlendirmelerle epey yürümüş ve Lefkoşe'nin Venedik meydanına ulaşmıştık. Sanki aradığımızı bulamamış ve yorulmuştuk. Aradığımızı bulamamanın verdiği tatminsizlik ve hayal kırıklığı ile geriye dönmeye karar verdik.

 

Ertesi gün, Lefkoşe'deki İngiliz konsolosluğunun kapısındaki vize sırasına girebilmek için erken uyanıp kahvaltı yapmadan harekete geçtik. Oraya vardığımızda, sırada 10'a yakın kişi bekliyordu. İsmimizi sıra defterine yazdırırken sırada bulunanların tanıdık bir dil ile konuştuklarını, biraz kulak kabartınca konuşulanın Kürtçe ama, telaffuzlarında farklılık olmasına rağmen bahdinani olduklarını anladım. Gözüme kestirdiğim birine yaklaştım ve “Hun xelq é kîderê ne?”dedim. Adam şaşırdı, o da beni yabancı sanıyormuş! Tanıştıktan sonra Kıbrıslı bir Kürt olduğunu ve Kuzey Kıbrıs'taki bölgede nüfusun  %30-40 düzeyinde Kürtlerden oluştuğunu, çoğunun savaş sonrasında oraya yerleştiklerini ve o günden beri orada yaşadıklarını öğrendim.

 

Şaşırmıştım!..

 

Ya Kıbrıs'ta da “Kürt Sorunu” ortaya çıkarsa, bu doğruysa eğer, Kıbrıs'ta da Kürt sorunu vardır demektir.

 

Öyle ya, eğer burada da insanların özgürlükleri kısılıyor ve kimliklerine yasak konmuşsa böyle bir sorunun burada da olması muhtemeldir.

 

Ancak konuştuğum kişi çok rahat olduklarını ve görüldüğü gibi her yerde dillerini rahat konuştuklarını, bu yüzden de kimsenin onları rahatsız etmediğini, hayatlarından memnun olduklarını ve Türklerle kardeşçe yaşadıklarını anlatmıştı.

 

Kardeşçe yaşama fikri güzel, biz de buradaki Türk kardeşlerimizin bağımsızlıklarına kavuşmasına seviniyoruz, ama nedense Irak'ta özgürlük mücadelesi veren ve Saddam'ın zulmünden kurtulan Kürt kardeşlerimizin kendilerine özgür bir dünya yaratmalarına Türk kardeşlerimiz tepki gösteriyor, dünya kamu oyunun tepkisi olmazsa bir çırpıda imha edilecekleri söyleniyor. Buna ne dersin, kardeşlik midir bu ?..  Bana biraz düşünceli bir şekilde bakarak, (söyleyeceklerini kafasında pişiriyor gibiydi) “Hayır, Türk kardeşlerimiz ses çıkarmaz, tepki gösteren kafatasçılar ve askerlerdir. Denktaş zamanında burada da huzursuzluk vardı ama şimdi iyiyiz...”diyordu. Meğer, Denktaş Turancı bir yapılanmaya gidiyormuş, ancak Kıbrıs'ın esas ahalisi olan Türkler Turancılığa uzak ve barışçıl ve daha insani davranıyorlarmış onlara. Bu yüzden de Türkiye'den gelenleri ne eskiler ne de yeniler sevmezler. Çünkü onlara göre Türkiye'den gelenler ya da gönderilenler kafatasçı ve militer  insanlardır.

 

Biraz düşününce tepkinin esas kaynağının halklar arasında değil, sistemin bekçilerince yaratıldığını anlamış ve adama hak vermiştim. Birileri makam ve mevkilerinden kazandıkları saltanatlarını korumak uğruna çatışma ortamı yaratmakta ve barış ortamını sabote etmektedir. Bu durum Kıbrıs'ta da yaratılmak isteniyor…

 

Bu arada vize işlemleri için formları doldurmamız gerektiği hatırlatılmıştı bize. Vize başvurumuzu yaptıktan sonra kafamdaki sorular ve merakla ayrıldım oradan. Merak bu ya, Kıbrıs'ı tahlil etmek için karşılaştığım kişilerle konuşmaya çalışıyordum. Konsolosluktan ayrıldıktan sonra kaldığım otelde de çalışanların Kürt olduğunu öğrendim. Onların da anlattıklarına göre; Kıbrıs'ın asıl yerlisi olan Türkler sonradan adaya gelenlerden hoşlanmıyorlarmış. Buna askerler de dahilmiş…

 

 Yasaklı Maraş bölgesi 

Sanırım dayatılan değişim ve işgal psikozundan olsa gerek, kuzeyden gelenleri bu baskının ve rahatsızlığın sebebi gibi görmektedirler. Bunun fiziki izlerini görmek mümkündür. Lefkoşe'de  konsolosluğun hemen yanındaki yasaklı bölgeye baktığımda karşı tarafta bomba ve kurşunlardan nasibini almış ve harabe durumda olan birkaç villa  vardı. Aynı şekilde  Magosa'daki yasaklı kent Maraş'ı gördüğümde de karşılaştığım yıkım ve tahribat görüntüsü beni şaşırtmış ve manzara karşısında üzülmüştüm.

 

Rum ve Türk sınırları arasında kalan bu bölge 30 yıl öncesinin şimdiki Antalya'sı gibiydi. Rumlar, daha 1970'lerde Maraş'ı bir turizm bölgesi haline getirmişler. Ne ilginçtir ki bu bölgede kalan binaların hepsi şimdi soyulmuş  ve sadece duvarları ile ayakta kalmaktadırlar.

 

Merak ettim tüm bu binaların mefruşatını kimler götürdü ya da ne oldu?

 

Pencere ve kapıları bile yerinde yoktu !

 

Sözde korumaya alınmış ihtilaflı bölge!…

 

Madem işgal edilmiş, ekonomik değeri yüksek olan bu alan neden değerlendirilmemiş? İşgal ettiğin yeri çeyrek asırda ihya ve ıslah edemiyorsan vazgeçmelisin, diye düşünmeden edemiyor insan !..

 

Magosa daha çok ilgimi çekmişti, çünkü; Özgürlük ve savaşın izlerini orada daha çok hissettim.

 

Ekonomisi öğrencilerden etkilenen bir sayfiye kenti. Türkiye'den epey öğrenci vardı ve onlarla sohbet ederken Kıbrıs'ın çok güzel bir yer olduğu, ancak bölünmüşlüğün yarattığı huzursuzluk ve olumsuzluktan onların da etkilendiği hatta Rum tarafının yerli Türklere daha çekici göründüğü anlatılmıştı. Ne de olsa karşı taraf AB üyesiydi. Türkiye'ye karşı böyle bir hoşnutsuzluk varken Türkiye'nin Kıbrıs'a çok para döktüğünü, çalışanların maaşlarının Avrupa Standardlarında olduğunu, Türkiye ekonomisinin Kıbrıs kamburundan dolayı düzelmediği dile getirilmişti. Sokaklara bakınca lüx araçlardan da halkın ekonomik durumunun iyi olduğu anlaşılabiliyordu.

 

 Namık Kemal müzesi

Magosa'daki Namık Kemal müzesini ziyaret ettiğimde; baskıcı ve kendinden başkasının fikirlerine saygı duymayanların muhaliflerine uyguladıkları cezaların her süreçte farklı ama sonuç olarak yasakçı olduklarını ve egemenlik süreçlerinde kişi ve topluma tek tip elbise giydirmeye çalıştıklarını hatırladım.

 

Namık Kemal, sisteme karşı sesini yükseltmiş bir şairdir. Bu gün aynı tepkiyle sistemi eleştirenler yine sistem ya da sistemin karanlık güçleri tarafından susturulmak istenmektedir.

 

Hırant DİNK'in susturulması gibi…

 

Bu kısır döngü gelişmişlik ve geri kalmışlık arasındaki süreçte  biçim değiştirmektedir. Umarım bu evrimleşme sürecini kısa sürede tamamlar, gelişmiş ülkeler arasında yerimizi alırız. Bu süreçte, sevgi, saygı, barış ve huzurun kıymetini anlar ve dünyada özgürlüğe giden yolun bu değerlerden geçtiğini fark etmeliyiz. Çünkü; Başkasının özgürlüğünü kısanlar, kendi özgürlüklerini kıstıkları gibi, sevgi, saygı ve huzuru da kaybederler.

 

Onlar tüm dünyayı kendilerine düşman ve bir tek kendilerini dost sanırlar…

 

Oysa ki hepimiz dünya ailesinin üyeleriyiz. Ancak bunu kabul edenler huzura kavuşabilirler.

 

Fikret YAŞAR

 

 

Bu haber toplam 29017 defa okunmuştur

sıktın artık kardeşim
 // erdal hasan
güneye yolculuk güneye yolculuk...... . sıktın artık valla. git orda kal kardeşim ne bitmez yolculukmuş bu. birde yazı dizisi haline getirmişsin bitiremedin gittin yahu.git ve gelme birdaha ne diyeyim sana.yol paranı da vereyimde hızlı bir şekilde gitmeni sağlayabilirim başka ne yapayım yani.gittt ve gelllmmmeeee birdahaaa!!!!...
05 Haziran 2008 Perşembe 09:46
bercelan(none)
 // none
güzelim hakkari yi hiç bi yere degişimem tebrikler......
11 Nisan 2008 Cuma 11:17
tebrikler
 // havar
tebrik ediyorum fikret bey yazılarınızı beğenerek okuyorum başarılarınızın devamını diliyorum....
30 Aralık 2007 Pazar 21:47


 
ANKET
12 Eylül 2010'da yapılacak olan 'Anayasa Değişikliği Paketi' referandumunda tercihiniz ne olacak?