Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
17 Temmuz 2010 Cumartesi 14:02

Demirtaş'tan Lozan mesajı

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Anayasa değişikliği konusunda BDP'nin ve Kürtlerin desteğe zorlanmasının altında 1920'li yıllarda mecliste bulunan Kürt vekillerin Kürtleri inkar eden Lozan anlaşmasına destek vermesi gibi bir mantık yattığını belirtti.

Anayasa Mahkemesi'nin hem AKP'yi hem de CHP'yi gözeterek verdiği kararın ardından, anayasa değişiklik paketi, 12 Eylül 2010 tarihinde oylanacak. Uzun tartışmalara neden olan anayasa değişikliğine ilişkin AKP hiç bir siyasi partinin desteğini alamazken, değişiklik paketi AKP paketi olarak eleştirildi. CHP ve MHP bütün görüşmeler boyunca pakete karşıtlığını dile getirirken, referandumda da hayır oyu kullanacak. Pakete en olumlu desteği veren BDP ise talepleri karşılanmadığı ve pakete destek bırakılmaya mecbur bırakıldığı gerekçesiyle 3. bir alternatif olarak boykot kararı aldı. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

* Referandum süreci başladı, sizin tavrınız da belli. Bu süreci bizimle paylaşır mısınız?

Partimizin tavrı anayasa mahkemesinin muhtemel kararları karşısında değişmeyecekti biz TBMM çalışması sırasında genel kurul ve komisyon çalışması esnasında da boykot tavrımızı ortaya koymuştuk. O dönem, eğer bizim taleplerimiz beklentilerimiz BDP'nin ortaya koymuş olduğu çözüm formüleri dikkate alınmaz, tartışılmaz değerlendirilmezse biz halkımızı sandıkta boykota davet edeceğiz demiştik. Dolayısıyla aslında partimiz açısından yeni bir karar değil. Partimizi yakından takip edenler bilir, anayasa konusu tartışılmaya başlamasından bu yana biz boykotu ciddi bir seçenek olarak ortaya koymuştuk. Eğer taleplerimiz dikkate alınmazsa bu değişikliklerle yapılmak istenenleri teşhir edeceğiz ve sandığa gitmeyeceğiz demiştik.

* Sizin başlangıçta destek vermeye yönelik bir tavrınız vardı...

AKP tarafından anayasa değişikliği paketi meclise sunulduğunda biz BDP olarak çok geniş kapsamlı bir alternatif paket önerisi hazırladık o paketimizde üç farklı başlıkta üç farklı dosya sunduk. Onlardan birincisi AKP'nin sunmuş olduğu anayasa değişikliğinin kendisine ilişkin önerilerimiz yani Anayasa Mahkemesi yapısı HSYK'nın yapısı ve parti kapatmalarla ilgili önerilerde bulunduk. İkincisi AKP'nin sunduğu pakette olmayanlar Anayasa maddelerine ilişkin ek olarak önerilerde bulunduk, Ana dilde eğitim vatandaşlık gibi... Üçüncüsü de anayasayı ilgilendirmeyen, yasalar düzenlemelere ilişkin öneriler yaptık. Bunanla TMK, Seçim Barajı, Çocuklarla ilgili düzenleme tutuklu siyasetçilerimiz belediye başkanlarımızla ilgili düzenleme ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili düzenleme yani bir bütün olarak sunduğumuz paket Türkiye'nin acil demokrasi ihtiyacını karşılayan ve hayata geçmesi bakımından Türkiye'de artık bir demokrasi sistemi var diyebileceğimiz öneri paketiydi. Biz en azından bunun tartışılacağını tartışılmaya değer olduğunu bunun üzerinden yürüyecek tartışma ile birlikte Kürt sorunu dahil Türkiye'nin demokratikleşme sorunun önemli ölçü de çözüleceği düşünüyorduk bu ciddiyetle samimiyetle yaklaştık biz başında beri ve arkadaşlarımız hazırladığız bu 3 dosyayı da alıp AKP'nin yöneticilerini ziyaret edip kamuoyuna duyurdular. AKP'li yetkililerde bunları komisyon aşamasına genel kurul aşamasına mutlaka tartışılacağını hangilerinin hayata geçirileceği geçemeyeceği konusunda konsensüs aranacağını ifade ettiler. Bu nedenle biz başlangıçta son derece yapıcı bir tavırda demokratik muhalefet tutum sergileyeceğimizi belirtik ve bu paketin genişlemesi için çalışmalarımızı sürdüreceğimizi kamuoyuna açıkladık. Bir kaç gün sonra AKP sözcüsü Bekir Bozdağ çıkıp kamuoyuna biz AKP olarak bir paket hazırladık şuana kadar hiç bir parti bizim bu önerimize karşı bir öneri getirmedi dedi. Bu açıklama BDP'nin sunmuş olduğu dosyayı tanımamaktır yok hükmünde saymaktır. Her şeye rağmen bütün engellenmelere, baskılara, bizi görmezlikten gelen tutumlara rağmen biz ısrarcı davranıyoruz. Çünkü kendimizi demokratik siyaseti güçlendirebileceği konusunda misyon sahibi olarak görüyoruz. Bu misyonumuzun gereği olarak biz AKP'nin bu açıklamalarına rağmen komisyon aşamasında önerilerimizi tekrarladık değişik önergeler sunduk özellikle parti kapatmalarla ilgili maddenin düzenlenmesi düzeltilmesi gerektiğini istedik. Çünkü orda parti kapatmalar engellenmiyor sadece Meclise yetki veriliyor. Yani AKP-CHP-MHP'nin BDP ile ilgili olarak kapatma davası açılıp açılmayacağına karar vereceklerdi ve biz böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimizi belirttik. Partimizin kaderi bu meclisteki diğer partilerin iki dudağının arasında olamaz dedik. Komisyon aşamasında toplam 17 önergemiz dikkate alınmadı. Başbakan seçim barajının düşürülmesinin gündemlerinde olmadığını ifade etti.TMK mağduru Kürt çocuklarının içerde cezaevinde ağır ceza mahkemelerinde mağdur edilmesi ile ilgili yasa tasarısını gündeme alalım dedik o da bu anayasa değişikliği tamamlandıktan sonra olabilir dediler. Tutuklu arkadaşlarımızın serbest bırakılmasının sağlayan düzenlenme önerdik, ona da şu tartışlar bitikten sonra ele alınabilir yaklaşımı sergilendi. Buna rağmen AKP'ye destek vermemiz için üzerimizde çok baskı oluşturuldu.

* Neden AKP'ye destek vermeniz için üzerinizde bu baskı oluşturuldu?

BDP'nin AKP'ye yedeklenmesi faaliyetinin temel bir siyasi amacı vardı. AKP'nin oradaki amacı orda BDP'nin yirmi oyunu almak için değildi. Oradaki Kürt iradesini devlete yedekleme amacı vardı burada devletle özdeşleştirme onun yanında duracak pozisyonunu ortaya çıkarmaya çalışılıyordu. Bu bize 1920'lerdeki tartışmalarını hatırlattı. 1921 Anayasası yapıldığında olağanüstü halde bile Türkiye'deki farklılıkları, Kürt ve Kürdistan gerçeğini kabul eden onların temsilcilerini kabul eden bir anayasa yapılmıştı. 1921'de daha sonrasında parlamentoda bilinen Kürdistan temsilcileri o dönem Kurtuluş savaşından yeni çıkmış ortak bir ruhla hareket etmişler. Bir çoğu iyi niyetinden ya da 'saflığından' kaynaklı Lozan anlaşmasından İnönü ve heyetinin Kürt halkında temsil ettiği açıkça beyanlarda bulunmuştur. Kürt milletvekilleri dolayısıyla oradaki Kürt iradesi İnönü şahsında devlete verilmişti o irade Lozan anlaşmasında Kürtleri yok sayan bir formülasyona imza attı. 1924 anayasasında da bu inkar Kürtleri asimile etme, yok sayma anayasal bir düzende bir formata kavuşturuldu. O dönem Kürt milletvekilleri yapmış oldukları tarihi hata nedeniyle bu günkü Kürt sorunun ortaya çıkmasına neden oldular. Eğer orda kararlı bir duruş sergileseler ve Kürt halkının kendi özerklik hakları kendi dil hakları ana dilde eğitim hakkı, kendini örgütlenme, kendi siyasi irade olma temsil hakkı olma gibi meselelerde ısrarcı olsalardı, bu gün Kürt sorunu olmazdı. Fakat o dönem işte Kürt milletvekilleri üzerinde uygulanan baskı basınç psikolojik ortam siyasal konjonktür böylesi bir siyasi sonucu doğurdu. 2010 yılında bu tekrarlanmak istendi. Anayasa değişiklikleri ile birlikte tekrarlanmak istenen Lozan'daki zihniyet 1924 anayasasını ortaya çıkaran zihniyet, Kürtleri kendi yanına alarak Kürt inkarını ön gören yasayı onaylatmaktı. 1982 darbe anayasasında çok açık Kürt inkarı vardır anayasanın 66 maddesi 42 maddesi anayasanın ilk 3 maddesi çok açık şekilde yapılan yasal formülasyonlarıdır. Bununla Kürtlerin sandığa giderek evet oyu vermesi yani kendisini inkar etmesi istendi. BDP'nin ana dilde eğitim talebi anayasal vatandaşlık talebi Özerklik talebine rağmen bu talepler dikkate alınmamasına rağmen Kürtler bu darbe anayasasını destekliyorlar diyerek bunu bütün dünyaya ilanını yapılacaktı. BDP bu oyunu bozdu bu liberal çevrelerin AKP'nin ve Başbakanın tepkisi devletin bize kızgınlığı bundandır. 1920'lerdeki senaryonun tekrarı burada yaşanmak istendi. Bu pakete destek verilseydi ortada Kürt iradesi diye bir şey kalmadı. Bu anayasanın paketinin içeriği tek tek maddelerinin tartışılması Kürt halkının işi değildir, Kürt halkı önce kendini asimile etmeyi kendisini hedeflemiş sistemi karşısına almalıdır. Anayasa mahkemesinin yapısı değişse ne olur değişmese ne olur HSYK'nın değişse ne olur. Şimdi şu tuzağa düşmemek gerekiyor. Şu anda yargıda Kemalist ekol ağırlıklıdır, Özellikle yüksek yargıda ağırlıklıdır. Kemalist ekol son zamanlarda özellikle 8 yıldır AKP'nin iktidarı kendi parti çıkarları ile birlikte cemaatçi yargı ekolü oluşmaya başladı. Kürtler, demokratlar, aydınlar şunu savunmalıdır; yargıda hiç bir ekol egemen olamaz yargı bağımsız ve tarafsız olmalıdır. Böylesi bir çatışmadan Kürtlerin lehine nasıl bir sonuç çıkabilir ki? Cemaatçi ekip yargıda hakim olunca Kürtlere faydası olur diyenlere şunu sormak istiyorum. Bu KCK operasyonlarını yapan ekip işte cemaat ağırlıklıdır. Sizin belediye başkanlarınızı kelepçe takan çocuklarınızı içeri atan bu ekiptir.

* Bu değişikliğin 12 Eylül ruhunu değiştirecek bir değişiklik olduğu buna karşı çıkmanın 12 Eylül'ü sahiplenmek olduğu yönünde eleştiriler var. Bunlar için ne diyorsunuz?

Yani az önce bahsettiğimiz gibi BDP'yi yedeklemeye, devletleştirmeye çalışıyorlar. Bakın BDP 12 Eylül anayasasının ruhu nerededir biliyor musunuz? Anayasanın başlangıç kısmındadır. Orada bu anayasa büyük Türk ulusuna hizmet edilmiş bir anayasadır yüce Türk devletinin çıkarlarına hizmet etmek için yapılmış anayasadır diyor. İşte 12 Eylül ruhu ordadır. Anayasa mahkemesinin yapısında, HSYK'nın yapısında değildir. AKP ona dokunuyor mu, tartışıyor mu? Hayır onu değiştirmeyi tartışmıyor. 12 Eylül'ün faşist ruhunu tartışmıyor. Bunların yaptığı şey 12 Eylül faşist Anayasasının ömrünü uzatmaktır.

* Sol, alevi, sosyalist, demokrat kesimlerde bir kafa karışıklığı var. Ayrıca boykotun pasif bir eylem olduğuna ilişkin eleştirilerde var ne diyorsunuz?

Evet, bu AKP'ye yarar hayırcılara yarar falan diyorlar. Şunun doğru anlaşılması lazım bir referandum da boykot kararı ile boykot tavrı ile gücünü ortaya çıkarmak dünyada örneği yoktur. Dünyada ilk örneğini Kürtler ilk defa gösterecek. Bizim yaşadığımız siyasi süreç Kürt halkının ayrı bir irade olarak statükoculardan farklı olduğumuzu ortaya koymaktır. Bu nedenle bu tavır aktif bir tavırdır pasif değildir. Biz o gün evlerde oturmayacağız. Sandık görevlileri olacağız, kullanılmayan oyları gelip kimse kullanmasın diye ve her yerde Kürt coğrafyasında çok etkili bir boykot oluşsun diye sokak sokak çalışma yürüteceğiz. Çok aktif bir referandum kampanyası yürüteceğiz. Hazırlamış olduğumuz broşür de yeni anayasa önerimizi de oylamış olacağız. Dolayısıyla Kürtler kendi anayasasını da bu referandumda oylamış olacak. Kürtlerin sandığı gitmeyen her oyu kendi anayasasına verilmiş olacak. Evet oyu AKP, hayır oyu MHP-CHP'ye sandığa gitmeyenler de Kürt halkının Türkiye demokrasi güçlerinin, yeni anayasa isteyenlerin oyudur. Bu anayasada demokratik özerklik vardır, kendi demokratik özerklik talebinin sunmuş olacaklar. Bu karar iradesini ortaya çıkaran bir tavırdır. Bütün telaş korku paylarını azaltmaya yöneliktir. Bakın Ağrı'da rüşvet dağıtmaya başladılar. Birçok yerde bunlar denenecek en büyük panik boykotun yüksek olmasıdır. Evet yada Hayır olması devlet açısından korkutucu değildir.

* Başbakan Kürt kitlesinin sizi dinleyemeyeceğine yönelik açıklamaları oluyor. Böyle bir güveni nereden alıyor bu söylediklerinde bir gerçeklik var mı?

Başbakan kendisini kral gibi düşünüyor Padişah gibi düşünüyor... Kendi tabanı üzerinde istediği her şeyi yapar kendi tabanı dışında da istediğini yapar diye düşünüyor. Başbakan bir defa biz tabanımızı tanımıyor. Talimatla tabanımızı yönlendiren bir parti değiliz. Biz taban tarafından yönlendirilen bir partiyiz. Bu farkın iyi anlaşılması lazım. Yani bizim parti Eşbaşkanımız çıkıp da "Ey Kürt halkı şu referanduma evet diyeceksiniz, hayır diyeceksiniz, boykot edeceksiniz, bunu yapmaya mecbursunuz" şeklinde siyasi anlayışımız yok. Biz tam tersine bunları halkın içinde tartışa tartışa bu noktaya getirdik bu halkın kararıdır partimiz bunu uyguluyor sadece. Partimiz halkımızın taleplerini dikkate alarak AKP'ye sunmuştur. Talepler dikkate alınmayınca halkımız AKP'yi boykot etme kararı almıştır. Dolayısıyla halkımız aldığı karar halkın kararıdır. BDP'nin kararı halk tarafından dinlenmez, yönetim başka Kürtler başka söylemler son derece yanıltıcı ve psikolajik savaş durumudur. 29 Mart yerel seçimlerini herkes iyi hatırlasın. Yerel yönetimlerde AKP kazanaak Kürtler artık DTP'den nefret etmiş, DTP'ye hak ettiği cevabı verecek dediler. Sonuçta gördüler ki Kürt halkı kendi onuruna kimliğine geleceğine evlatlarına sahip çıkıyor. Bu parti öyle AKP gibi 5 yıldızlı otellerde, toplantı yapılarak kurulmuş parti değil. Bu parti kendi emeğiyle dişiyle canı ile halkın kurduğu partidir, halkın partisidir. Kürtler politikleşmiştir. Kürt coğrafyasında yoldan çevireceğiniz herhangi bir insan bu sürecin ne olduğunu size rahatlıkla anlatabilir. Medyanın psikolojik savaşı bizim halkımız neyin ne olduğunu çok iyi biliyor. Buna evet demezsek ve paket düşerse kıyamet kopmaz. Bu paket Başbakanın koltuğunu sağlama alma paketidir. AKP'nin kendi hakim savcılarını oraya atamak için dizayn edilmiş pakettir ve bize hayır getirmez. Biz kendi irademizi oluşturmak zorundayız.

* Birde seçim güvenliği meselesi var. Devletin bölgedeki kurumsal şiddetine rağmen sizin seçmeni tehdit ettiğiniz insanların korkarak size oy verdikleri yönünde AKP'nin propagandası var. Ne diyorsunuz bu seçim güvenliği için?

Seçim güvenliğini tehdit eden yıllardır devletin kendisi. Biz seçim güvenliği olsun halk oyunu rahat kullansın diye sandığa sürekli avukat gönderiyoruz. Şehirlerde kriz masaları oluşturuyoruz, sandığa sahip çıkıyoruz, vatandaşlarımız. Halkımız gitsin oyunu kullansın diye bir güven ortamı yaratmaya çalışıyoruz. Şu anda halkımız öyle bir korku bir panik havası yaşamıyor. Korucuların silahı ile sandık başında durduğu zaman bile halkımız kendi iradesini sandığa koyabiliyor. Öyle kimseden korkmuyor halk ne devlet ne başkasının şiddetinden. Kaldı ki, ne PKK nede partimiz halk üzerinde baskı oluşturduğuna dair en küçük bir şikayet gelmemiştir şimdiye kadar. Başbakanın gerçek dışı söylemlerde bulunuyor. Eğer iddia ettikleri gibi bir tek örnek olsaydı, savcılıklar 40 tane dava açardı. Herkes özgür iradesi ile oyunu kullansın boykotta da herkes kendi özgür iradesi ile boykot etsin diyoruz. Bizim yaptığımız şey sandığı örgütlemektir başkaları gelip halkın iradesini kırmasın diye sandığa sahip çıkıyoruz. Sahip çıkmaya da devam edeceğiz. Sandık güvenliği partimizin yetkilileri özellikleri genç ve kadın arkadaşlar sağlayacak devlete güvenmiyoruz. Çünkü güvenliği tehdit ediyor devlet.

* Boykot tahminiz nedir? Siz çok yüksek bir boykot oyu çıkacağını ifade ettiniz...

Yani bir çok yerde yüzde 80'nin üzerinden boykot tavrının ortaya çıkacağına inanıyorum. Diyarbakır, Batman, Van, Hakkari, Şırnak, Ağrı, Bitlis, Muş, Mardin, Urfa... buralarda boykot tavrı kesin yüzde 50'nin çok üstünde olup 80-90'a varacak. Malatya, Erzincan, Erzurum, Adıyaman, Antep, Maraş gibi yerlerde de yüzde de 50'ye yakın boykot bekleniyor. Metropollerde etkili olduğumuz yerlerde yüzde 15-20 arası tavır ortaya çıkacak Türkiye genelinde yarı'ya yakın yüzde 40 civarında boykot çıkabilir. Bunlar sadece Kürt halkının boykotu olarak anlaşılamasın, bizim dışımızda ilerici çevrede boykot edecektir. Bütün bu yeni anayasa isteyenler Türkiye de barış isteyenler ortak oyu iradesi olacaktır

* Siz aynı zamanda kendi anayasanızı oylayacağınızı ifade ettiniz. Ana hatları ile bu anayasada neler var?

Başlangıç kısmının değiştirilmesini öneriyoruz. Farklı kimliklerin, kültürlerin yer alması gerektiğini ifade ediyoruz. Anadilde Eğitimin serbest olması, vatandaşlık ile ilgili bölümde herkesin Türk olduğu madde, demokratik özerklik, kadınlara eşitlik sağlayan madde, aleviler din dersi özgürlüğü, emeklilere sendika çalışanlara grev hakkı tanıyan madde, askeri yargıyı ile ilgili vesayet ile ilgili değiştiren madde inanç kesimleriyle ilgili düzenleme... bütün bu maddeler Türkiye'deki herkesi ilgilendiren ortak sahiplenebileceğimiz maddeler.

* Demokratik özerkliği anayasa paketi içinde nasıl formüle ettiniz?

Biz şu şekilde bir formülasyona gittik. DTK'nın anayasa çalıştayında çıkan sonucu aldık. Orada bölge meclislerinin kurulmasını istiyoruz. Meclislerin de seçimle iş başına gelen bölge temsilcilerinden oluşmasının meclisin içinde bir yürütmesinin oluşmasını istiyoruz. Savunma, maliye, dış ilişkiler dışındaki bütün yetkilerin Ankara'daki bütün yetkilerin bölge meclislerine verilmesini öneriyoruz. Bölge meclislerine bağlı il meclislerinin olmasını belediye meclislerinin olmasını öneriyoruz ve bunların kendi sınırları içinde yasama yetkisine sahip bölgelerdir şeklinde ifade edilmesini öneriyoruz. Merkezle ilişkisi de yine TBMM ile ilişkisi de bütün bakanlıkların da taşra teşkilatı da bölge meclislerinin alt birimi şeklindedir. Önerdiğimiz özerklik modeli budur ve bütün Türkiye'de bir kaç ilin bir araya gelmesi ile 20- 25 bölge meclisi olabilir şeklinde önerimiz var.

* Peki, nasıl bir kampanya yürüteceksiniz?

19-25 Temmuz tarihleri arasında örgütlü olduğumuz 48 ilde bir hafta eğitim çalışmaları yapıcağız. Referandum nedir, beklentilerimiz nedir, nasıl çalışmalar yürüteceğiz şeklinde bütün kadrolarımızı eğitimden geçireceğiz. Bu aynı zamanda geniş katılımlı halk toplantıları olacak. 25'inden sonra sonra bölge gezileri başlayacak. Çukurova ve Serhat olmak üzere iki koldan bölge gezileri başlayacak ve seçim otobüsümüz de il ve ilçeleri dolaşarak referanduma ilişkin tavrımızı küçük mitingler şeklinde aktaracağız. İki de Büyük bölge mitingi yapmayı planlıyoruz. Bunun dışında yaklaşık 20 sayfalık boykot tavrımıza ilişkin, anayasa önerimizi içeren bir kitapçık hazırlandı ve küçük bir el broşürü hazırlığımız var. Yüz binlerce broşür basıp her yerde bunun dağıtımını sağlayacağız. Bilboardlara ve diğer reklam araçlarına yönelik de hazırlıklarımız var. Türkiye'nin her yerinde bilboardlarda BDP'nin boykot tavrının ne olduğu ilan edilecek. Her sandıkta 3 arkadaş görevli olacağı şekilde bir örgütleme çalışması başladı ve kısa bir süre sonra bu sandık müşahitleri eğitimden geçirilecek. Referanduma ciddiyetiyle yaklaşıyoruz bunu bir seçim gibi görüyoruz ve buradan çıkan sonuç seçimi doğrudan etkileyecektir, belirleyecektir. Aynı zamanda siyasi irade olarak Kürt halkının çözüm iradesini, gücünü ortaya çıkaran çok önemli bir referandumudur. Diğer partiler nasıl yaklaşırsa yaklaşsın biz son derece ciddi bir çalışmayla büyük bir kampanya yürüteceğiz.

* Bu süreç aynı zamanda sizin için bir seçim atmosferi, genel seçime hazırlığa ilişkin bir planlamanız var mı?

Buradan çıkacak olan güç aynı zamanda seçime aktaracağımız güçtür. Hem örgütlenme yapısı, hem çalışma şekli ve aynı zamanda seçimin bir provasıdır. Zaten referandumdan birkaç ay sonra genel seçim yapılacak. Dolayısıyla referandum çalışmasında ortaya çıkan gücü biz çok hızlı bir şekilde genel seçim çalışmalarına kanalize edeceğiz. Bizim açımızdan çok avantajlı olacak. Halkımız da referandumdan elde edeceği büyük moralle genel seçim çalışmalarına çok daha güçlü iradeli bir hazırlık gerçekleştirecek. Ama şu anda gündemimizde seçim yok. Biz referandum ve barış mücadelesini, birlikte yürüterek, özgürlük ve referandum sürecini iç içe geçirerek sürdüreceğiz.

* Erken seçim beklentiniz var mı?

Çok büyük olasılıkla referandumdan sonra erken seçim gündeme düşecektir. Halkımıza, Türkiye'nin demokrasi ve barış güçlerine çok açık bir çağrı yapmak istiyorum. Partimizin tavrıyla aldığı kararlar ve politikalarla ilgili mutlaka ama mutlaka, partimizin yaptığı çalışmaları yakından izleyerek bir görüş ve düşünce sahibi olsunlar. Aksi takdirde medyanın ve psikolojik savaşın etkisinde kalırlarsa içinde bulunduğumuz sürecin anlaşılması mümkün olmaz. Çalışıp mücadele ettikçe ve süreci doğru anladıkça ancak kazanabiliriz. Bu dönem karşımızdaki güçlerin en etkili silahının psikolojik savaş yöntemleri olduğunu unutmamak lazım. Bu nedenle moralimizi güçlü tutarak iyi bir motivasyonla hem referandum sürecine hem demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesine kararlı bir şekilde yüklenmek gerekir. Herkesin bulunduğu yerde yapabileceği mutlaka bir şey vardı. Herkesin ne yapacağına kendi bulunduğu koşulları değerlendirerek vicdani bir şekilde karar verip mücadeleye dahil olması lazım. Aksi takdirde bir daha böylesi fırsatları yakalamak mümkün olmayabilir. Kürt halkının karşısına böyle bir referandum şansı çıkmayabilir. Çünkü bu referandumda ortaya çıkaracağımız irade bütün dünyaya ilan edeceğimiz iradedir. Bu anayasayı, Kenan Evren'in anayasayı 30 yıl sona ilk defa reddetme fırsatı yakaladı. Hem Kenan Evren anayasasını boykot ediyor, hem AKP zihniyetini ve anayasayı boykot ediyoruz. Kürtlerin karşısına çıkan bu tarihi fırsatı halkımıza iyi değerlendirmesi çağrısı yapmak istiyorum./ DİHA

Bu haber toplam 3351 defa okunmuştur

vatantaş a
 // kjkg
O oy oranları epey eskidendi.köprünün altından çok sular aktı.Sence öyle ama gerçek başka..Boykot, Ankara ve izmir'de bile yüzde 15 i,İstanbul'da ise yüzde 20 yi rahat bulur ve aşar.Amed ve söylenen diğer illerde de yüzde 80 boykot çıkar çoğunda...Artık Erdoğan'ın aile kasası işleri eskisi gibi yürümüyor....
18 Temmuz 2010 Pazar 02:05
Erdem'e
 // uıg
Erdem,boş konuşuyorsun...Cevap:Sonuna kadar boykot!...
18 Temmuz 2010 Pazar 01:48
ANLAMAMAK
 // bahoz_semzini
bakıyorumda bazıları moral bozmak için neler yazıyor buraya ama inanın boşa yazıyorsunuz, kör eşşek bile akp'nin kurmak istediği düzeni biliyor artık, şu anda akp türkiyedeki kurumların hepsine cemaatte yetişmiş elemanlarını koyuyor bunun en açık örneği son savcı ve hakim yerleştirmelerinde ilk 20'ye girmiş 16 savcı ve hakimi cemaatten olmadıkları için mülaakatte elediler yerlerine cemaatten olanları aldılar, bölge insanını cahil sanıyorsunuz siz galiba ama unutmayın ki sizden daha akıllı ve dürüstüz ve tahmin bile edemeyeceğiniz bir boyktla karşılaşacaksınız, colemerg gewer çelé şemzinan sandığa gitmeyecek, KÜRDLERİN İÇTEN VE GURURLA SÖYLEDİĞİ BİRŞEY VAR; MIRINA ŞEREF JİYANA Bé ŞEREF XWEŞTİRE...
17 Temmuz 2010 Cumartesi 20:40
 
ANKET
12 Eylül 2010'da yapılacak olan 'Anayasa Değişikliği Paketi' referandumunda tercihiniz ne olacak?