

Çolak'tan çarpıcı açıklamalar
Çolak Heso (Hasan Öztunç)’yu Hakkari’de tanımayan çok az insan vardır. Kendi değimi ile 26 yıldır devletle beraber. O'nun ismi çete ve karanlık işlerin adamı olarak iddia edildi. Oysa o yaşanan karanlık süreçte bir “yurdum insanı” olarak ülkemizin bir bireyi olarak yerini aldı. Ülkemizin yaşanan kimisine göre çatışmalı ortam, kimisine göre gayri nizami savaş, kimisine göre kardeş kavgasının bir an önce bitmesini istiyor. Ülkemizin 40 bin insanın ölümüne milyarlarca dolar zararına neden olan oluk oluk akan kan ve gözyaşı ortamının bitmesi için artık yeter “edi bese” diyor. Hasan Öztunç’un Kürt Açılımı konusu, Hakkari ve 30 yıllık sürecin hem şahidi, hem mağduru, hem sanığı olarak bildiklerini bizimle paylaştı. Yüksekova Haber Gazetesi’nin usta kalemleri Necip Çapraz ve İrfan Sarı soruları ile Hasan Öztunç (Çolak Heso) ile açılım sohbeti.

Necip Çapraz: Kendinizi okuyucularımıza tanıtır mısınız?
Hasan Öztunç: 1955 Beytüşşebap doğumluyum, evliyim, CHP ve AKP meclis üyeliği yaptığım dönemlerde hukuken memurluktan ayrıldım bu bağlamda mensubu olduğum aşiretin çoğunluğu korucuydu ancak hiçbir dönemde koruculuk yapmadım. Buna rağmen bir dönem korucu derneği yöneticili yaptım. Hala Hakkari’de ikamet etmekteyim ve bir kamu kuruluşunda çalışıyorum. Gerek Devlete, gerek halkıma vermeyecek bir hesabım yoktur.
İrfan Sarı: Son günlerde Hükümetin yaptığı Kürt Açılımı Politikasını Nasıl değerlendiriyorsunuz?
H.Ö: 26 yıldan beri biz aşiret olarak Devlet ile beraberiz. Yaşanan süreçte aşiretimizden en az 150 kişi şehit olmuştur. Kavga ile bu işler çözülemez. Türkler ve Kürtler kardeştir, beraber yaşaması gerekiyor. Hükümetin bu açılımını destekliyorum, sonuna kadarda arkasındayız. Bütün siyasi partilerin de bu açılıma destek vermeleri gerekiyor. Herkes bu çözümden yana olmalıdır. Ben Hasan Öztunç olarak 26 yıldan beri yaşanan süreçte Devlet ile beraber mücadele ettim. Mitinglerde olsun, toplantılarda olsun, bayrak yürüyüşlerinde olsun mikrofonlara hep konuşmuş ve bayrağı dalgalandırmışım. Ama hiçbir şey çözüm değil artık bu işin bitmesini istiyoruz. Bütün halklar barıştan yanadır. Bu barışı candan gönülden istiyoruz. Ben bütün insanları barışa davet ediyorum. Hiçbir kadının ağlamasını istemiyorum, üzülüyorum. Şerefsizim ben bu durum karşısında erkekliğimden utanıyorum. Ne Kürtler, ne Türkler bu savaşta biter. Kamuoyuna ve yetkili mercilere en kısa zamanda barışın sağlanmasını rica ediyorum. Önceki gün Başbakan Erdoğan’ın Halka seslenişini dinlerken onun barış istemindeki haykırışını önemsiyorum.
N.Ç: Açılımdan yana olmayan örneğin “CHP ve MHP” için ne diyorsunuz?
H.Ö: Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinde Türkler ve Kürtler beraber savaşmışlar, bu toprakların sahipleri bizleriz. Batıdan bazı insanlar göçmen olarak Türkiye’ye gelmişler, Türkiye’yi sahipleniyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. MHP’nin sözcüsü Oktay Vural Türk değildir, Kürt değildir, o bir Arap’tır. Araplar da zamanında Irak’ta Türklere karşı Fransız ve İngilizlere yardım ediyordu. Gitsin önce kimliğini çözsün ondan sonra bu konular üzerinde Türkleri ve Kürtleri bir birine karşı provoke etsin, şehit annelerini çarşıya dökmeye hakları yoktur. Bunarda siyasi partidir, bunlarında açılıma destek vermeleri lazımdır. Bu partiler de yarın iktidar olduğunda Başbakan Erdoğan’ın yaptıklarını yapmak zorunda kalacaklardır. Bunun başka yolu yoktur.
30 bin İnsan öldü. Bunların içinde Kürt de var Türk de var. Savaşarak birbirlerini mi bitirecekler? Asla birbirlerini bitiremezler. Biz yıllardan beri kardeş olarak yaşamışız kardeşçe de yaşamak istiyoruz, isteğimiz ve dileğimiz budur.
CHP ise Deniz Baykal televizyonlara çıktığı zaman çocuklarımızın ödü kopuyor. Bence CHP bitmiştir. Doğuda ki insanlar artık CHP yi kaide almıyor. Muhatabımız değildir. Bunun için bütün Türkiye yi, Cumhurbaşkanını, Başbakanı sağduyulu hareket etmelerini bekliyoruz. Halkımız sonuna kadar bunun arkasındadır. Ne asker ölsün, ne polis ölsün, ne korucu ölsün, nede dağdaki gençler ölsün. Bitsin artık bu savaş, evimize giderken yolda arkamıza 10 defa dönüp bakıyoruz. Kimse bizi öldürmesin, korkuyoruz.
Önceki gün AKP Kahramanmaraş milletvekilinin Küfürlerinin aynısını ona iade ediyorum.
N.Ç: Bir kısım siyasi partinin açılıma karşı olduğunu biliyoruz. Bunların dışında bazı insanlarında bu açılıma karşı olduğunu görüyoruz. Sizce bunlar kimdir?
H.Ö: Barışı istemeyen güçler barış olduğu zaman o çaldıkları, rant sağladıkları yerler kapanacak. Ondan sonrada aç kalacaklar. Bunun için istemiyorlar. Şu anda hayali olarak kazandıkları paralar gelemeyecek. Örneğin; Karayolları bölge müdürlüğü ihale yapıyor karanlık müteahhitler var. Bu ihalelerin keşif bedellerini 100-200 trilyona çıkarıyorlar ve paylaşıyorlar. Yaptıkları hesap kitaplar bellidir. Bunlar barışa karşı, istemezler ki.
Özellikler sizin kanalınız ile belirtmek istiyorum. Doğu ve Güneydoğu’da feodalizm başında olan hiçbir ağa bu barışı istemiyor, bunu öyle bilin.
N.Ç: Son süreçte Kandil ve Mahmur’dan gelen “barış grupları” Habur’dan Türkiye’ye giriş yaptı. Bunu siz DTP’nin bir gövde gösterisi mi, yoksa halkın barışa olan özlemini mi görüyorsunuz?
H.Ö: Ben Devletin yanında olan bir Hakkarili olarak konuşuyorum. Bu durum vatandaşlarımızın hoşuna gitti, halkımız barış istiyor, sevgi istiyor, kardeşlik istiyor, durum budur. DTP ile bir alakası yoktur.
Ama DTP’den bir şikâyetim var onu da size söyleyeyim; şimdi DTP’nin başında bir genel başkan var. Eğer DTP’nin içinde herkes ayrı ayrı konuşursa bu açılım iyi sonuç vermez. Bir partide disiplin şarttır. Hakkari halkı da bunu söylüyor, bende bunu söylüyorum. Tabi ki yaşanan coşku halkın sevgisiydi, barıştı, kardeşlik istiyorlardı.
İ.S: Sizce Türk ve Kürt kardeşliği nasıl inşa edilebilir?
H.Ö: Hükümetimiz, Başbakanımız, Hukuk Devletimiz bunun bilincinde olmalıdır. Ben barış sürecini internetten takip ettiğim kadarı ile Kürtlerin bir ayrı Cumhuriyet istedikleri yok, bayrakla da bir sorunları yok, sınırlarla da bir sorunu yok, Atatürk ile bir sorunu yoktur. Ben İstanbul’u kimseye vermem ki Şemdinli ve Çukurca’yı ne yapacağım. Onun için bizim bizden başka dostumuz yok, Türkler ve Kürtler kardeştir. Beraber yaşamak zorundadırlar, ne olursa olsun. Benim güzel Cumhurbaşkanım, Başbakanım, Devlet, Temsilcilerimiz kendi halkını sevecek, istek ve dileklerini yerine getirecek. Kürtlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu da çok büyük eksiklikleri vardır. Bu eksiklikleri Hükümet biliyor, Dünya da biliyor, basın biliyor, Avrupa da biliyor.
N.Ç: Türkiye ile Irak Kürtlerinin ilişkilerinin nasıl olmalarını istiyorsunuz?
H.Ö: Ben Türkiye’nin kendi içindeki Kürtler ile olsun Irak taki Kürtler ile olsun iyi geçinmesini istiyorum, bu durum Türkiye’nin menfaatinedir. Kapılar açılsın, Kürtlerin bu bölgedeki petrolü değerlendirilsin. Onlar bizim akrabalarımızdır.
İ.S: Bir dönem Korucu Derneği Başkanlığı da yaptınız. Koruculuk sisteminin Türkiye’ye getiri ve götürüsü nedir?
H.Ö: Aşiretimizin hemen hemen hepsi korucu, köyümüzde yaşayanların çoğunlu korucuydu. O koruculuk davasından dolayı Beytüşşebap ve Hakkari dahil olmak üzere 150 tane şehit olan korucularımız vardır. Topalı, Kör saymıyorum. Koruculuk çözüm değil, benim devletim bu koruculuk sistemini acilen acilen acilen devlet dairelerine yerleştirmelidir, yaşlı olanları da emekli etmelidir. 40 yaşının altındakileri devlet dairelerine almalı, 40 yaşın üstündeki korucuları da emekli etmelidir. Böylece Türkiye’de rahatlar, bölgede rahatlar.
N.Ç: Hakkari’de korucuların yarısından fazlasının DTP’ye oy verdiği iddia ediliyor. Sizce Barışa olan özlemlerinden dolayı mı, yoksa başka bir nedenle mi DTP’ye oy verdiler?
H.Ö: Teşekkür ederim çok güzel bir soru sordunuz. 2-3 seneden beridir Türkiye Cumhuriyeti Hakkari’de bizi temsil eden büyüklerimiz, devletin yanındaki adamları terk ettiler. Başıboş bıraktılar. Gitmediler, uğraşmadılar, evine gitmedi, köyüne gitmediler. DTP diyelim PKK diyelim daha iyi yaklaşım gösterdiler. Arkadaşım doğrusu budur. PKK bunları kazandı, DTP bunları kazandı. Oylar bundan dolayı DTP’ye gitti.
İ.S: Geçmişte isminiz Susurluk ve Yüksekova çetesinin tutanaklarında geçti. Bununla ilgili görüşleriniz nelerdir?
H.Ö: 1997 Şubat ayında evimdeydim. Sabahleyin Diyarbakır’dan bir grup polis geldi, beni, Ölmezleri ve Zeydan’ı arabaya koyup Diyarbakır’a götürdüler. 14 gün polis işkencesinde kaldık. 14 günden sonra mahkemeye çıkarıldık. Benim suçum; Ölmezler ile ortak olduğumdandı. Ticaret ile ilgili ortaklığımız vardı. Ben onların hakkında birşey biliyor muyum, bilmiyor muyum? Nedeni ile ilgiliydi. Yüksekova Haber gazetesi gazetecilerine istedikleri zaman ben o mahkeme beraat kararlarını verebilirim. Ben suçsuz olarak hepsinden önce hem beraat edildim, hem de tahliye oldum. Öbür arkadaşların bir kısmının halen mahkemeleri devam eden ve bu süreçte kaçak olanlar var. Anında beraat olduğum Yargıtay tarafından suçsuz olduğum bellidir. Sadece benim suçlanmam ölmezler ile beraber ortak olduğum büroda ne yapıyorlardı, ne ediyorlardı diye soruyorlardı işkencede. Suçsuz olduğum için bana herhangi bir suçlama yapmadılar. Bana ‘Ölmezler ne iş yapıyor, Ali İhsan’ı tanıyor musun, ne iş yapıyorlar’ diye sordular. Ben de cevaplarımda ‘Ölmezler ve Kemal ile ortaktım büromuzda beraber ticaret yapıyordum. Ticaretimiz ise; İhalelere giriyorduk, koyun getirip satıyorduk, yün getirip satıyorduk, kurumlara kömür satıyorduk, ortaklığımızda buydu’ dedim.
N.Ç: Sizin herhangi bir istihbarat birimi, karanlık güç ve derin devlet ile ilişkilerinizin olduğuna dair iddialar var. Bu iddialara ne diyorsunuz?
H.Ö: Bu konularda bugün değil 20 yıla kadar da olsa ben halka hesap vermeye hazırım.
N.Ç: Toplum içerisinde ÇOLAK HESO diye biliniyorsunuz. Neden ÇOLAK HESO?
H.Ö: Ben küçükken kundakta Annemin ellerimi ters bağlamasından sonra sakat kalmışım. Ama bu sakatlıkta herhangi bir engelim yok. Benim ilkokul öğretmenim ismimi Çolak Hasan diye bırakmıştı. Yaşım bugün 55, Türkiye’nin her yerinde Çolak Hasan demeden beni kimse tanımaz.
Yüksekova Haber Kamerasına Konuşan Çolak Heso;














