

'Büyük Sinema Kuramları' kitabı Türkçe basıldı
Çevirmen Türkiye Sinemasında var olan kuramsal çalışmaların eksikliğinden kaynaklanan bir çalışmanın ürünü olduğunu ifade etti.
J.Dudley Andrew' in 'Büyük Sinema Kuramlar' kitabı, Sinema Eleştirmeni ve Sinema Tarihçisi Zahit Atam tarafından Türkçeye çevrildi. Doruk Yayınevi'nden çıkan kitap Türkiye'de sinema kuramları açısından bir ilk olmasıyla önem kazanıyor. Kitabın içeriği dört ana akım üzerinde odaklanıyor. Biçimciler, gerçekçiler, semiyotik yaklaşımlar ve fenomonolojik yaklaşımla sanatın ham maddesini, insanı ve sanatsal anlatım biçimlerini yorumlamak, estetik ile dünya görüşünün kesiştiği noktaları yakalamak. Munsterberg, Arnheim, Eisenstein, Bela Balazs, Andre Bazin, Kracauer, Jean Mitry, Metz, Ayfre'den oluşan bu kuramcıların teorik çabası incelenirken, bir yandan da genel sanat kuramları ve öte yandan estetik üzerinde duruluyor. Aynı zamanda kuramların özellikleri gereği genel olarak bir insan kavrayışı ve dünya görüşü tartışmalarına giriliyor. Dolayısıyla bir yandan estetik, öte yandan politik olanın kesiştiği yerde, kuram sanat eserinin varlık nedenini ve nasıl anlattığını sorguluyor. Sanat tarihi içinde biçimciler ile gerçekçiler arasındaki ayrım kitabın ana konusunu oluşturuyor. Biçimciler üzerinde yoğunlaşan bölümün ardından Gerçekçiler söz alıyor; Kracauer ve Bazin yaşam felsefesi ve sinemanın hammaddesi üzerinde yoğunlaşıyorlar, hümanizmin insan kavrayışından devam ediyorlar.
Büyük Sinema Kuramları Türkçeye ilk kez tam metin olarak ve edebi özellikleri korunarak kazandırıldı. Kitap bir anlamda 20. yüzyıldaki sinema tartışmalarının bir yandan özeti öte yandan bu büyük entelektüel yolculuğa önemli bir giriş kitabı karakteri taşıyor. Art arda kuramsal olarak farklı köklerden gelen yazarların arasındaki yoğun polemikler okumaya ayrı bir heyecan katıyor. Okuyucu bir anlamda kendi safını seçmek için yazarların ateşli nutuklarını dinleyip bir seçime doğru sürükleniyor, ama nereye gitse öbür tarafta etkilendiği bir başka parlak söylevcinin nutku kulaklarında hala çınlıyor. Çevirmen Zahit Atam, kitabı çevirme gerekçelerinin başında, orak değer paylaşımı olarak anlattı
"Üçüncü dünya sanatçıları Yılmaz Güneyi sahiplendi'
Türkiye'de sürgün hayatı yaşayan ve Fransa'ya giden Yılmaz Güney'in Fransa'daki en yakın arkadaşlarının Latin Amerika'dan devrimci insanlar olduğunu belirten Atam, "Yılmaz güney onlarla çok ciddi çalışmalar içinde bulundu hatta Fernnandi Solari Tangolar filmini Yılmaz Güney'e adamıştır. Yılmaz Güney'de onların film yapmasına yardımcı olmuştur. Yılmaz Güney'in Yol filmi kendi kestiği versiyonuyla Afrika ülkelerinde yaygın olarak gösterildi. Yılmaz Güney'i destekliyorlardı çünkü kardeşi olarak görüyorlardı, ezilen dünya kardeşliği değimiz zaten üçüncü dünya ülkelerinde zaten vardı dolaysıyla 1960 yıllarında bu ülkelerde film yapmaya başlayanlar "siyasal manifestoya' eşlik etmeye başlıyorlar" dedi.
'Siyasal manifestoları sanatçılar yazdı'
'Üçünü dünya ülkelerinde siyasal manifestoları sanatçılar yazmaya başlıyor. Hindistan da, Çin'de Afrika'da yazılan manifestolar var. Üçüncü dünya ülkelerinde kendi kuramlarını üretme ve batıya kendi arasında mesafe koyup efendi köle durumundan çıkıp bir karşı duruş sergileyip kendi halkına, kendi kültürüne, kendi diline dönme süreci başlayıp kendi uluslar arası kardeşliğini tanımlama sürecine kadar geliyor" diyen Atam, bu sürçte bir kimliğe dönüş olduğuna dikkat çekti. Doğu toplumun genel anlamda batıcı olduğu için özgür bir kuramsal çalışmaya gidemediğini vurgulayan Atam, doğu toplumu olarak biraz fazla aktarmacı olduklarını, kuramsal çalışma açısından ciddi bir çalışmanın olmadığına işaret etti. Atam, 'insan kendi kültürel değerlerini kendi kültürün tarihini ortaya koyması gerekir dolaysıyla bu aynı zamanda kendini keşfetme anlamında gelir. Ve ezilenlin kendini keşfetmesi hep belli açılardan belli biri şiddeti doğurur, bastırılmış olan kendini ifade etmek için bağırması zorunludur. Dolaysıyla üçüncü dünyanın da kendini keşfetmesi ve bulması vardır" dedi.
'Kendi kültürüne dönmek özgürleştirmeyi de beraberinde getirir'
Doğu toplumunun genellikle batının filmlerini baz alarak üretimde bulunduğunu, bununda kendi kimliğini kaybetmek anlamına geldiğine dikkat çekerek, böyle bir aktarmacılığın büyük oranda doğu toplumunu zayıflattığını, kendi dilline kültürüne yabancılaşmayı getirdiğini dille getirdi. kendi kimliğini kendi kültürünü keşfetme mücadelesinin bir özgürleşmeyi de beraberinde getirdiğine vurgulayan Atam, 'Çünkü ürettiği sanat gündelik yaşam içinde ve kendi siyasal mücadelesine anlam katmış olacak" dedi. Batının kendi sinema tarihinin aşağı yukarı 1960'ların sonundan ciddi bir krize girmeye başladığını, farklı ülkelerinde sinema sanatının ön plan çıktığını 'Brezilya'da, Mısır'da, Senegal'de yakın zamanda da İran'da farklı bir sinema anlayışı ortaya çıkmıştır" diyen Atam, Türkiye'de de iki sinema akımının olduğunu ve bunlardan bir akımında Kürt sineması olduğunu ifade etti. Kürt sinemasının sadece Türkiye' coğrafyası ile sınırlı olmadığını İran, Irak, Suriye'de de etkili olduğunu anlatan Atam Diasporadaki Kürt sinemasının da etkili olduğunu aktardı.













