

AKP hükümeti ve oyunları
TEKİN TORSUN / OKUYUCU
AKP ve Ordunun Kıbrıs'taki samimiyetsizliği
Yavru vatan bizimdir diye her sene 20 Temmuz’da bas bas bağırıp, törenler yapılıp, parlak nutuklar çekiliyor. Halbuki AKP hükümeti Kıbrıs'ı 2004 yılında Rumlara vermiştir ve bu gerçeği Türk halkından saklamıştır. AKP Türk halkını aldatma, yanıltma, kandırma ve oyalama yolunu seçmiştir.
Ticari amaçlar uğruna Kıbrıs'ı 03.12.2004 Avrupa Parlementosu’nda onlara dolaylı yönden açık açık teslim etti ve Ankara'ya döndü. Ankara'ya dönerken bir zafer havası içinde halaylar çekilerek kutlandı fakat Başbakan Brüksel'de çok zorlanmış Kıbrıs'ı Rumlara teslim edilişini Türk halkına nasıl açıklayacağını, bu ağır Avrupa Birliği yolundaki kurbanını nasıl verilişini, bunun savunmasını nasıl yapacağının sıkıntısı içinde kalmıştır. Lakin buna dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, o dönemin askeri sorumlusu Org. Özkök buna onay verdiğini öğrenince beraber bu kirli siyasete el atıp Brüksel’deki antlaşmayı kamuoyuna ticari anlaşma ve AB yolunun garantililiği olarak gösterip hem Kıbrıs halkını satmakla kalmayıp onlara sözde samimi davranarak onları bügüne kadar getiren milli davalarından AB yolunda vazgeçildiğinin bir göstergesi olmuştur.
AKP bugüne kadar Kıbrıs halkını hep kandırdı, hep kandıracak, taki bu gerçeği bütün Türkiye ve Kıbrıs Rum Cumhuriyetindeki Türk kesimi öğrene kadar. Kıbrıs meselesine son olarak bunu eklemek istiyorum; 29 Temmuz 2005’te imzalanan protokolde AKP hükümetinin kendi emellerine ulaşabilmesi yolunda gerekirse Türk halkının onuruyla oynamaktan da kaçınmayacağının ibret verici bir belgesidir. Ekim 2004’te veriyor, bunu 17 Aralık 2004’te Brüksel doğruluyor, yetmiyor 29 Temmuz 2005’te imzaladığı protokolde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti AB'nin bir ülkesidir ve gümrük birliği anlaşmasını da imzalıyor.
Yani Kıbrıs'ı emelleri için satan sadece AKP Hükümeti değil!
AKP hükümetinin AB ile ilgili tüm eylemlerine ve istenilen her türlü ödünü vermelerine dönemin Cumhurbaşkanı Nejdet Sezer ve Askeri sorumlusu Genelkurmaybaşkanı Org. Hilmi Özkök katılmış ve beraber bir tutum sürdürmüşlerdir...
AKP'nin Doğu Türkistan'daki Samimiyetsizliği
Çin terminolojisinde terör eşittir Uygurlardır, yada açıkçası ABD'nin 11 Eylül hadisesinden sonra Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında yayılan ve İslami olan her şey Çin tarafından da terör faaliyetinde değerlendiriliyordu. Bugünlerde Çin'in Doğu Türkistan üzerinde katliamları dehşet verici bir nitelikte. Bütün dünya bu katliamdan haberdarken Türkiye hiçbir önemli girişimde bulunmadığı herkes bilmekte ve sadece yaptıkları başsağlığı ve yanınızdayız mesajları iletmekle yetinmiyor. Türkiye'nin kendi ticari çıkarlarını korumak adına bu katliamlara göz yumarak işlenen insanlık suçuna sessiz kalmaya hakkı yoktur.
Başbakan Doğu Türkistan katliamını kınadığını ve önlemek için elimden gelen her şeyi yapacağımı yerel medya köşelerinde bir defalığına mahsus bağırıyor. Halbuki Çin'in liderleriyle ne zaman görüşseler Doğu Türkistan meselesini gündemden köşeye atıp kendi ticari amaçlarını garantileyip teminat almaktadır. AKP hükümeti değil Çin hükümeti karşısında kendi halkı karşısında bile gerçeği söylemekten kaçınmaktadırlar ve Doğu Türkistan meselesini ikinci plana atıyor, medyayı başka gündemlerle susturarak ört pas ediyor. Bu da hükümetin Doğu Türkistan'daki halkına karşı samimiyetsizliliğin apaçık göstergeleridir.
AKP'nin Kürt Açılımındaki Samimiyetsizliği
Türkiye'deki bu hareketlilik ve herşey Abdullah Öcalan’ın, “15 Ağustos’ta devlete Kürt çözümüyle ilgili bir açıklama yapacağım''demesiyle başladı. Yine buna dayalı olarak Türkiye dışındaki Kürtler de bir birlik ve beraberliğin zamanının geldiğini, böyle bir durumda Türkiye'deki Kürtleri yalnız bırakmayacaklarını ve bunun için ''Kürt konferansı'' kurulacağını söylemişlerdir. Bu Kürt Konferansı yaklaşık bir yıldır önce özenle bütün dünyadaki akil adamlar tarafından özenle kuruldu. Öcalan'ın bir çözüm içinde olduğunu biliyorlardı ve destek için Ağustos ayında Türkiye'de bir konferans düzenleyeceklerdi. İşte ne olduysa AKP hükümeti için bundan sonra başladı.
Kürtlerin geleceği, Türkiye'nin bundan sonra menfaati ve ülkesindeki birlik ve beraberliğinin sağlanması için bir çözüm kitapçığı hazırlığında olduğunu duyan AKP kendi lehine bir sonuç çıkmayacağını olumsuz düşünüp Kürt Konferansını kendi ülkesinde etkisizleştirmek ve Öcalan’a inisiyatifi kaptırmamak düşüncesiyle bütün işini gücünü bırakıp bunlara bir karşılık olarak samimi olmayan bir yol haritası hazırlamaya başladı.
Ne yazık ki yaklaşık bir aydır AKP Hükümetinin yaptığı sadece düşünmek ve muhalefetle karşılıklı atışmalardan başka bir şey değil. AKP yapacakları olumlu işleri değil yapmayacakları olumsuz şeyleri yapmakla memur.
Bir yandan Kürt açılımdan, barış ve kardeşlikten söz ediliyor fakat bir yandan da hergün doğuya askeri sevkıyat ve operasyonlar düzenlenmekte, PKK’li cenazeleri gelmekte ve bir de beklenen Öcalan’ın yol haritasına dolaylı yönden engel olunup kendilerine zaman kazanmaktalar. Kürtlerin düşüncelerini dünyaya duyuran gazete kapatıldı. Buna benzer bir sürü nedenler oldukça, duyguları istismar eden iktidar zihniyetini Kürt Halkı nasıl samimi bulsun?
Gerçekten açılım olacaksa, bu açılım çok canlı ve her kesimi, her önemli aktörün içinde bulunduğu, silahtan, olumsuzluktan ve savaştan dem tutulmamalı.
Demek istediğim çeyrek asırlık bir dönemin en önemli aktörü Öcalan'ın önemle dikkate alınması lazım. Son günlerde Öcalan’ın yol haritasını engelleyerek onun etkisini azaltmaya niyetliler fakat bu niyetin kararlılığı eğer olursa hükümetin yapacağı ve hiçbir zaman düzeltemeyeceği en büyük ve en zorlu hatası olacaktır. Eğer bu açılım Öcalan’ın olmadığı bir açılımsa, eğer meseleyi bireysel haklar çerçevesinde tutup, Türkleştiremedikleri vatandaşlara belli haklar vermeyi düşünüyorlarsa bu boşuna olacaktır diye düşünüyorum. Boşuna olduğu için nihai barışı getiremezler. Asimile edilemeyen, savaşa ve operasyonlara, kirli siyasetlere yenilmeyen Kürtleri bu sefer de kandırarak işin içinden çıkmak istiyorlarsa, Kürtler buna tarihteki zaafları gibi kanmayacaktır, tarihteki gibi sessiz de kalmayacaklarını herkes çok iyi bilmektedir.
AKP ciddi bir açılımı hiç bir zaman düşünmemiştir, düşünmüşse de henüz bulamamıştır. Çünkü ordunun isteksiz olduğu bir açılımdan kimse söz edemez. Buna AKP de dahil. AKP hükümetinin Kürt sorunu gibi ciddi, ağır ve iki yüz yıllık bir tarihsel sorunu ''ben tek başıma çözeceğim” demesi çeşitli plan ve oyunların peşinde olması demektir.
Tek tutarlı çözüm yolu, Öcalan’ın da dikkate alındığı, iki halkın bir arada eşit ve özgür koşullarda sorunsuz yaşayabileceği bir toplumsal açılımdır diye düşünüyorum.














